Lilypie Breastfeeding Ticker

Coxsackie`li Dante Paşa

Cuma, Mayıs 09, 2008

Aşağıda yorumda da yazmıştım, dün Dante'nin kıçında kırmızı noktalar çıktı diye...
Pişik sandım ilk önce ve cinlerim tepeme çıkıverdi. Pişik olmasına olanak yoktu, çünkü bu velet doğduğundan beri hiç pişik olmadı...olmasın diye de doğduğundan beri boklu bezi kıçında tutulmadığı gibi, anında kıçı yıkandı, her sabah uyanınca kıçı yıkandı, her uykudan önce kıçı yıkandı...kıç yıkamaktan imanım gevredi. Her bez değişiminde kıçı kremlendi önlem olsun diye...yani ı ıh! pişik değil, peki neydi bunlar?

Bugün keyfi çok iyi olmasına rağmen, o kırmızı noktalar kıçından bacak önlerine ve bacak arkalarına, ayak tabanlarına yayılınca, üstüne dudağının kenarında ve avucunun içinde sivilce gibi bir iki kabarıklık çıkınca kendimizi doktorda bulduk. Ödüm patladı kızamık-kızıl-kızamıkçıklardan herhangi birisi yada su çiçeği diye...Tammo su çiçeği çıkarmamış ve tırsım tırsım tırsıyor...yetişkinlerin su çiçeği geçirmesi çok ağır oluyor ve ölümlere bile neden oluyor. Korkmakta haklı. Doktora gitmeden önce aradım biz gidiyoruz diye, "aman teşhisten hemen haberim olsun, su çiçeğiyse derhal 1 haftalığına otelde yer ayırtacağım" dedi.

Neyse gittik...
Doktor görür görmez "Coxsackie virus bu!" dedi. Bulaşıcıymış...Dante de ağır olmayan, hafif çeşidini geçiriyormuş neyse ki. Tedavisi virüsün etkisine göre değişiyormuş. Ağır hallerinde antibiyotik tedavisi yapılıyormuş. Böyle hafifinin tedavisi yokmuş. "Oluruna bırakın, kendi kendine birkaç gün içinde geçer" dedi doktor. "Ağrı kesici verebilirsin yatmadan önce ki rahat uyuyabilsin" dedi...Ha bir de, hala tam gaz anne sütü alıyor olmasının da hastalıkla savaşmasında etkili olduğunu söyledi.

Pazartesi oyun grubunda kaptığını sanıyorum. Oradaki bir çocukla pek yakındılar. Arkamı döndüğüm bir an, annesinin oğluna "Mason! kendi cinsinden olanları ağızdan öpme" deyip ges ges gerinip güldüğünü duyunca oğlana dönüp baktığımda Dante'yi oğlanın yanında gördüm ve o an "tamam!" dedim "zıçtık!" Oğlanın annesinin aklına ilk gelen şey 'cinsel kimlik' olurken, benim başımdan kaynar sular indiren şey 'virüs+mikroptu'...eh elbette ertesi gün yani Salı günü ateşlendi, Perşembe günü kırmızı noktalar çktı...

Şimdi bu Coxsackie virüsünün Türkçe tam karşılığı yok, ancak buradaki halk arasındaki adı 'hand, foot and mouth disease (HFMD)'. Türkçe'de de 'Coxsackie virüsü' ve 'el,ayak ve ağız hastalığı' olarak geçiyor. Google'da hastalığı Türkçe okumak isterseniz, 'Coxsackie hastalığı' diye yazmanız yeterli. 'el ayak ve ağız hastalığı' diye de yazarsanız, bol bol geçtiğimiz hafta Çin'de onlarca çocuğun ölümüne yolaçan bu hastalık hakkında yazılan haberleri görürsünüz.

Eh ilk anneler günü hediyemi de böylece bulaşıcı yollardan almış bulunuyorum muhtemelen. Aşk olsun Dante!
 
posted by Açalya at 10:43 PM, | 5 comments

Son durum...

Perşembe, Mayıs 08, 2008
İki gündür Dante çok rahatsızdı. Ateşlendi, kustu, yoğurt dışında birşey yiyemedi, emmek dahi istemedi. Ilık banyolar, ateş düşürücü, bol bol sıvı, bol bol kucak ile ayakta tutmaya çalıştık. Burun akıntısı yada öksürük olmadığı için soğuk algınlığından şüphelenmedik. Ancak halsiz ve huzursuz olunca doktora götürdüm. Genel olarak birşeyi yok. Bu aralar birkaç virütik hastalığın kolgezdiğini, birkaç gün daha gözlememiz gerektiğini söyledi. Bugün sabah neşeyle uyandı, emdi ve yürüyüşe çıktık. Şimdi de 1 saatir uyuyor. Bugün ve yarın da böyle iyi geçerse atlattık demektir.

Değinmeden geçemeyeceğim. Bir gün boyunca emmeyince ne yapacağımı şaşırdım. Alışmışız ya habire cork cork...8 ay aradan sonra ilk defa pompa yaptım. Ben pompa yaparken, Dante de gelip beş karış suratla pompayı gösterip gösterip mırıldandı. Akşam da yanıma gelip emmek istediğini işaret edince dayanamadım, sevinçten bir güzel ağladım. O emdi ben ağladım ve o ne kadar uzun süre emmek isterse o kadar süre emzirmeye karar verdim.

Hastalık zamanlarında yemek yemeyen küçük bir çocuğun en büyük dayanağı anne sütü...sütten kesmeye annenin değil, bebeğin kendisinin karar vermesinin en doğrusu olduğunu düşünüyorum. Dün bütün gün emmeyince o günün geldiğini sandım bir an, aklım başımdan gitti...buna henüz hazır olmadığımı anladım.

Not 1:
Bu hafta da kıçımız dondu burada, (gerçi 20 derece olunca bu Orınc Kaunti'de, soğuk diyoruz) gitmedik yüzme dersine. Zaten hastaydı Dante de...

Not 2:
Blog videolarını da damgaladı Tammo. Blogdaki tüm videolar ve bundan sonrakiler, blog resimleri gibi damgalı olacak.
 
posted by Açalya at 10:52 AM, | 15 comments

Büyüyorum,Eğleniyorum,Öğreniyorum- SU

Çarşamba, Nisan 30, 2008
Archisugar Esra'nın öncülük ettiği Montessori mail grubunun bu haftaki etkinliği su ile ilgili. Gruba henüz üye değiliz, bu yüzden 'çorbada bizim de tuzumuz olsun' dan ziyade, köfteye maydanoz olduk, hadi bakalım.
Etkinlikte sanırım her hafta bir nesne veya bir sözcük seçiliyor ve onu kullanarak çocuğun yeni şeyler öğrenmesi, bildiğinin farklı taraflarını görmesi sağlanıyor.

Biz de geçtiğimiz Pazar günü Long Beach'teki Aquarium of the Pacific'e gittik. Öyle ya, bu yediğimiz balıklar nasıl yaşar, nasıl hareket eder, kitaplarda henüz oltaya gelmemiş, tavaya henüz girmemiş balığı göster göster, nereye kadar değil mi?


Hayvanat bahçesini ziyaretimizde babası tavukların, kazların, ördeklerin yanından geçerken "mmm lecker lecker!" diye Dante'ye önemli bir hayat dersi vermişti. Bu sefer ben, bir sürü balığın içinde sardalyaları ve levrekleri görünce "oooo oğlum bak bunlar çok lezzetli olur, yanına bir de roka (rakı da olur) mmmmm" diye hayatının en önemli derslerinden birini verdim. Hele gerçek boyutlardaki, koca bir koyun büyüklüğündeki kara levreğin heykeli (daha küçükleri vardı yüzen ama o kadar büyüyor diye göstermek amacıyla heykelini yapmışlar) karşısında durup "bundan ne et çıkar beah!" diye Türklüğümü de oracıkta kanıtlayıverdim. Hatta bunlar yazarken canım acayip balık çekti. Eh! akşama balık var...


İkinci etkinliğimiz, yüzme derslerine başlamamız oldu. Ela Selin ve Anatol'e fena halde özendik. Bir süredir yaz sıcaklarını yaşayan burada iki gündür tekrar soğuyan havaya inat gittik ilk dersimize. Sabahın 10'u, hava hala soğuk, güneş bir çıkıyor bir kayboluyor, hafif soğuk bir rüzgar...bebeleri havuza alıştırmak için muhteşem bir gün değil. Havuz ısıtmalı da olsa, açık havuz. Alman arkadaş Gudrun'la homurdana homurdana soktuk çocukları. Bizden başkası da gelmemiş derse. Koca havuz bize kaldı.
Gudrun ilk çocuğu Helene'yi Almanya'da yüzme kursuna götürmüş. Elbette buradakiyle karşılaştırdı. Almanya'daki daha çok eğlence-oyun ve çocuğun suyla barışmasını sağlayan kurslarmış. Buradakini ikimiz de kuralcı bulduk. Bize sanki şimdiden olimpiyatlara yüzücü arıyorlarmış gibi geldi. Dersin temel amaçlarından birisi, suya düşen bebeğin güvenli bir şekilde suyun yüzeyine çıkıp sırt üstü dönmesini, yada düştükten sonra yüzünü havuzun kenarına dönerek kenara doğru yüzmesini ve oraya tutunup yandan bacağını atıp dışarı çıkmasını öğretmek.
Her ne kadar oyun ve şarkılar eşliğinde öğretseler de, örneğin ilk derste bebeği biiir ikiii üüüç löp diye havaya kaldırıp suyun içine kafa da dahil sokmak bize hiç sevimli gelmedi. Bu işi önce ebeveynler yapıyor, biiir ikiii üüüç! haydeeee kafalar içeri (bebekleri suyun üstünde ellerimizle tutuyoruz) Neymiş, yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle sudan çıkacakmışız ki bebeklerimiz de 'aaa ne eğlenceliymiş!' desin. Yahu sudan çıkarken güleceğim diye su yutmaktan anam ağladı. Sırf Dante'ye 'bak oğlum ne güzel, aşağısı çok güzel' diye mesaj vereceğim diye günlük su ihtiyacımı karşılamış oldum. Zaten Dante dersin sonunda artık huysuzlanmaya başlayınca bu suya dalma kısmını onun adına es geçtim, kendimi feda ettim. Şanslı velet!
Zavallı Philipp, annesi daha "kafalar suyun içine mi? nasıl yani?" diye söylenirken, eğitmen tarafından hop diye "aha işte böyle" diye kendini cumburlop suyun dibinde buldu. Gudrun hayretler içerisinde, su yutmuş öksüren oğlunu sakinleştirmeye çalışırken, Dante de bana teşekkür eder gibi sarılmış, olayı kocaman gözlerle izlemekteydi. İkinci dersin daha sıcak bir havada, daha çok bebekle ve kafalar suya girmeden olmasını umuyoruz, ama dersin bu kısmı sanırım her hafta 'kaçınılmaz'...üzgünüm Dante!

Havuzda fotoğraf motoğraf çekemedim, kıçımız dondu, sıcak suya attık kendimizi hemen. Çıkışta da havlulara sarınıp topuklarımızı kıçımıza vura vura soyunma odasına koştuk...artık fotoğraflar haftaya...
 
posted by Açalya at 8:51 PM, | 16 comments

Haftaya koşarım...ve baş ağrıtan bir kayıp

Cuma, Nisan 25, 2008
video

Dante bir günde yürüme işini ilerletti. Şimdi inandım yürüdüğüne...bir önceki 'Gelincik ve ilk adımlar' yazımda yeralan videolar dün çekildi. Korka korka yürüyenin bugünkü haline bakın hele! Haftaya koşar gibi geliyor bu hızla giderse.

Baş ağrıtan kayıp mı?

Amaaaaaan hiç sormayın, cüzdanımı kaybettim. Offfff! Hayatımda ilk defa başıma geliyor. Nasıl kaybettiğim ayrıntısına hiç girmeyeyim, geriye dönüp her düşündüğümde kendime çok kızıyorum.
Kredi kartlarını iptal ettirdim hemen. Neyse ki hiçbiri kullanılmamış henüz. İşin yoksa ehliyeti, sigorta kartlarını, bilmem ne kartlarını, Türk nüfus cüzdanını yeniden çıkartma işiyle uğraş...
E şimdi "niye Türk nüfus cüzdanını taşıyorsun ki ABD'de, manyak mısın?" diye sorarsanız, sadece "ne bileyim, ta Japonya'da evlenirken elçilikten gelen zarftan çıktığı gibi cüzdanımın en dip bölmelerinden birine koyduğum günden beri unuttum gitti" dersem en doğrusu olacak. Tam bir salaklık! Neyse geri dönüşü olmayan şeyler değil elbette. Sadece başvuru aşamasında başımı ağrıtacak şeyler...artık cüzdanımı turistler gibi boynuma asıp gezerim ben...
 
posted by Açalya at 11:15 PM, | 24 comments

Gelincik ve ilk adımlar

Perşembe, Nisan 24, 2008

Çocukken hiç sevmedim minnoş minnoş bebeklerle oynamayı, evcilik oynamayı...ne fırfırlı etek, ne de rugan ayakkabı giydiremediler. Annemin ablamlara diktiği o cici elbiseler, bana kalacağına sandığa kaldırıldı. Mahallede beni erkek çocuklardan ayıran tek şey, mısır püskülü gibi kahküllü saçlarım ve şorttan çırpı gibi çıkan bacaklarımdı.

En sevdiğim bebekler, annemin bana gelincik çiçeklerinden yaptığı 'gelin' bebeklerdi. Bu çiçeğin adı buradan mı geliyor acaba Kelimelerin soyağacı'ndan Recep Hilmi arkadaşım? (köy gelinlerinin gelinliği, entarisi, şalvarı kırmızı olur, gelincikten gelin yapmak buradan mı doğdu acaba?)

Doğanın minik gelinleri...tamamen çiçekten, iki gelincik tomurcuğundan yapılan, tarlalarda gün boyu sıkılan çocukları eğlendirmek için eski kadınların yaptığı, yeni neslin unuttuğu, ama annemin kendi ninesinden ve annesinden öğrenip bana aktardığı, sanırım benim de Dante'ye aktaracağım minicik gelenek...

Otto adlı yazımın son paragrafında ne demiştim? "
...o zaman, Dante büyüyüp ona gelincikten (bahçeye bir sürü diktim, geleceğe yatırım yaptım bile) gelinle damat yapmayı, söğüt filizinden düdük yapmayı, kar topunun içine taş koyup... köpeklerin kuyruğuna teneke bağlayıp..."

Söğüt dalından düdük yapmayı unuttum, bu sefer gidişimde yeniden hatırlarım...

Benim gelincikler açtı! ömürleri zaten kısa, elimi çabuk tutmam gerekti. Dante yaptığım gelinleri mıncıklamadan önce bu el emeği göz nuru, bana annemden kalan ve hep onu hatırlatacak güzelliklerden birini fotoğraflarla ölümsüzleştirdim.


İlk adımlar mı?

Birkaç gündür Dante ilk bağımsız adımlarını atmaya başladı. 10 aylık yürüyen veletler grubuna girdi Dantini. Genel olarak hala emeklemeyi tercih etse de, tutunduğu yerden bize doğru kahkahalarla beş-altı adım atarak bizi çok mutlu etti. Ben hala "şimdi bu yürüyor demek mi oluyor?" diye olayın farkında değilim sanırım. Bu saflığımı gören iki çocuk annesi Alman arkadaşım, "ne bekliyorsun? mutfağa kadar gidip size kahve yapıp getirmesini mi? yürüyor işte!" deyip gülüyor.


video video
 
posted by Açalya at 5:32 PM, | 28 comments

Sobe

Cuma, Nisan 18, 2008

Derya sobelemiş beni.
Hamileliğimin özlediğim ve özlemediğim taraflarını yazmamı istemiş;

Hamileliğim, başından sonuna kadar çok huzurlu geçti. Hiç mide bulantısı, aşerme, baş dönmesi, aşırı kilo vs. gibi genel sorunlarım olmadı. Sevdim ben hamileliği. O halde, her anını özlüyorum hamileliğin...
Özlemediğim tek yönü ise, hala üzerime yapışıp kalan, bir türlü kurtulamadığım, emzirmeyi kestiğimde kurtulmayı umduğum son beş kilo.
 
posted by Açalya at 10:17 PM, | 21 comments

video yağmuru

Pazar, Nisan 13, 2008
Ana oğul nezle illetinin pençesindeydik beş gündür. İlk beni vurdu nezle. Üç gün boyunca nezleyi Dante'ye geçirmemek için herşeyi yaptım (emzirmeye devam ettim gerçi); gece gündüz maske taktım, ellerim yıkanmaktan, burnum silinmekten çaputa döndü, ev gece gündüz havalandırıldı, dokunduğum yerler dezenfekte edildi vs. Ama kendimi iyi hissetiğim gün, Dante'nin burnu akmaya başladı. O kadar hasta olmasına rağmen enerjisinden ve neşesinden hiçbirşey kaybetmedi. Tammo iki gün işe gitmedi, Dante'ye baktı. Benim yüzümden taktığı maskeyi bu sefer Dante yüzünden takmak zorunda kalınca, beş gün maskeyle dolaşmak zorunda kaldı evde. Dante bu akşamdan itibaren daha iyi. Herhalde sıra Tammo'da şimdi. Beşinci günün sonunda maskeden sıkıldı ve bugün artık takmıyor...Dante'nin neden daha iyi olduğu anlaşıldı...nezleyi bir başkasına geçirdiğinde iyileşiyorsun çünkü...

Hem nezleli hem de nezlesiz günlerden bizim evin halleri:


video

Yukarıdaki video evin garajından... Babası Dante'ye garajın kapısını açmasını ve kapatmasını söylüyor. Dante'nin hasta ve uykudan önceki hali.



video

Yukarıdaki videoda Dante, benim maskem yüzünden zaten huzursuz, bir de babası maske takınca bir hoş oldu yavrucak. Babası da durumdan istifade, Darth Vader'i canlandırıyor.


video

Yukarıda da, merdivenlere takılan kapılara rağmen, öğrenmesi için boş bıraktığımız zamanlarda ,merdivenlerden nasıl inmesi gerektiğinin pratiğini yapmış, bu işin ustası olmuş merdiven sürüngeni Dante.


video

Yukarıda, her sabah salondaki oyuncak kutusunu boşaltıp salonun ortasını bomba patlamışa çeviren Dante. ( geçen haftaki hali, bu aralar bıraktı bu huyunu)


video

Yukarıda, paha biçilmez Steinway piyanosuyla annesinin güzel sesine eşlik eden Dante. (iki hafta önceki, saçı henüz kesilmemiş hali)


video

Yukarıda, Tuğba teyzesinin hediye ettiği kitabın, dönüp dolaşıp bakmaya doyamadığı en sevdiği sayfasını incelerken.


Dante'nin kaleminden, Dante'nin gözüyle 'mama'....

Parkta, Alman arkadaşları Philipp ve Helene ile buluştuğu günlerden birinde, ördekleri beslerken.

 
posted by Açalya at 10:46 PM, | 32 comments