Salı, Ağustos 24, 2010

Çoğalsın böyle insanlar!


Kimseden çekinmeyen, mıy mıy olmayan, cabbar ama bir o kadar da sağduyulu ve yardımsever, hırsı olmayan, hırsları yüzünden önüne geleni ezip geçmeyen, kadirşinas insanlara çok özel bir sempati duyuyorum ben.

Alın size bunlardan biri:

Aylin Atasağun


Bu yazısını da sonuna kadar okuyun. Başlığı sizi yanıltmasın, sadece o konuda değil yazının geneli.

Neyse, gidip sarılıveresim, içime sokuveresim geldi. Dünyada çoğalsın böyle sağduyulu, kadirşinas, cabbar insanlar lütfen!

Cuma, Ağustos 20, 2010

Bilime Giriş-2 (Kuyruklu yıldız)

Bu yazıyı okumadan önce, geçen sene, yani 15 Haziran 2009'da, Dante 25 aylıkken yazdığım "Bilime Giriş-1" adlı yazıya eklediğim 3 adet Dante videosunu seyretmenizi tavsiye ederim ki aşağıda olup biten hakkında fikir versin.


Hava kararmamış daha, Dördün Ay çıkmış parlıyor. Bahçede yemek yiyoruz.

Açalya: "Dante bak ay nasıl parlıyor, Dördün Ay çıkmış"

Dante: (üstüne doktora yaptı ya tabi biliyor, biliyormuş gibi "evet!" demesi meşhurdur) "Evet! Dört Ay!" (Bu arada 13-14 aylık falandı, bilirdi bir güzel Türkçe "Ay" Almanca "Mond" diyerek gösterirdi, aynı anda ikisini birden söylerdi bir de, hani ikimizden birisi anlamaz mazallah diye. 15 aylıkken ilk defa ağzından "anne" çıktığını söylememe gerek var mı?! "anne" demeden önce derdi "ay" "Mond" diye allaaam ya!)

Açalya: "Dördün Ay yavrum"

Dante: "Evet, Güneşten alar ışıkı" (aynen "alar" "alır" değil ama..."ışıkı" ama, "ışığı" falan değil)

Tammo: "Did he just say "Sun" and "light"?" (anlıyor o kadar Türkçe tabi) ("Güneş" ve "ışık" mı dedi şimdi?)

Açalya: (ağzım bir karış açık) "Yes he said that the Moon got its light from the Sun" (Evet, Ay kendi ışığını Güneş'ten alır diyor"

Tammo: (ağzı bir karış açık) "How does he know that?" (Nasıl biliyor bunu?)

Açalya: "I think I told him when he was around 18 months" (gözlerim faltaşı gibi bu arada) (Sanırım 18 aylık falandı, o zaman söylemiştim bunu)

Bu arada Dante salondan oyuncak dürbününü bulup aya bakıyor gibi yapıyor (dürbünü de hep ters tutar, gözün teki de kapalıdır nedense, korsan mısın kardeşim?! daha da korsan morsan ne haberi yok)

Neyse oyuncak dürbünüyle Ay`a bakıp;

"Guck mal! Da ist comet" (Cümleyi comet kelimesine kadar Almanca söylüyor, comet'i İngilizce söylüyor "kamıt" diye İngilizce doğru telaffuz ediyor yalnız!!!) (Bak! Kuyruklu yıldız var orda!"

Tammo: (bu sefer gözleri faltaşı gibi açık) "He just said it in English!!!" (Kuyruklu yıldızı İngilizce söyledi!!!"

Açalya: "I guess! Is it same in German,too?"(Galiba! peki Almanca'da da mı aynı bu kelime?)

Tammo: "Well, kinda! Komet (Eh benziyor, komit diye okunur)

Açalya: "Did you teach that?" (Sen mi öğrettin?)

Tammo: "No! But sometimes we look at his little Astronomy book, but it is in German, even if I taught, then he must have said "Komet"(komit), not "Comet"(kamıt) like in English." (o kitaba 22 aylıktan beri falan bakıyorlar) (Bazen Dante'nin Astronomi kitabına bakıyoruz, ama Almanca o, yani Almanca olarak ordan duymuş öğrenmiş olsa bile, Almanca telaffuzuyla öğrenmiş olması gerek, İngilizce telaffuz ile değil.

Açalya: (Gülerek)"Oh my shit! Tammo! maybe he is a little Jesus or something" (hasstir! Tammo, yoksa buna vahiy falan mı indi? minik İsa falan gibi bir halt olmasın?"

Tammo: "Yeah, sure, I am already his Father!(God)"(Tabi canım, zaten ben de onun babasıyım! (Tanrısıyım) (hani İsa Tanrı'nın oğluymuş da, tanrı da İsa'nın babasıymış)
"Probably he heard it on TV or in one his movies." (Muhtemelen Tv'den yada seyrettiği filmlerden birinden duydu)

Sonuç: Tammo pek yakında, San Diego'daki Palomar Rasathanesi'ne gezi yapmaya karar verdi.

Cumartesi, Ağustos 14, 2010

Bir gergedan, bir goril kadar da mı olamadınız?

Bugünkü Wild Animal Park gezimizden çarpıcı bir bilgi:

Gergedanlar en az 35, en çok 60 yıl yaşıyorlarmış, bebek gergedan hemen büyümek, güçlenmek ve dolayısıyla yok olmamak güdüsüyle, annesinden günde 32 litre süt emiyormuş. Emzirme süresi de 1 yıl kadarmış.

Gorillerin yaşam süresi ise 25-30 yılmış, anne goril yavrusunu genellikle 3 yaşına kadar emziriyormuş.

Yaşam süreleri ile emzirme sürelerini gelin siz oranlayın, modern Homo Sapiens ile karşılaştırın.

Hala bazı websitelerde, orda burda, gruplarda, sosyal ağlarda soruyor modern Homo Sapiens:
- Bebeğimi ne kadar süre emzirmeliyim? (sütü de var yani)
- Ne zaman sütten kesmeliyim? (sütü de var yani)

6 ay emzirmeye programlanmış robot sanki anasını satayım.

Bir gergedan, bir goril kadar olamadı bunlar*, ona yanarım...

*hiç sevmem yazı açıklaması yapmayı ama bebeğini emzirmek isteyip de sağlık nedenleri vs. ile emziremeyenler bu yazıdan alınmasınlar, o yüzden daha önce (sütü de var yani) diye parantez açmıştım...
Sütü olup da 6 ayda zort diye kesmeye çalışanlar rahat rahat üstlerine alınabilir.

Cuma, Ağustos 13, 2010

Özürü kabahatinden büyük

Asayiş Berkemal yazısını yazmadan bir gün önce ona email gönderdim. Çünkü blogundaki "NOT" bölümünde yazdıklarının başka biryerde çalındığını gören, duyan olduğu takdirde kendisine derhal haber verilmesini istiyor ve email adresini veriyordu.

Emalimde;

Sevgili Kaymaçina,

Arşivinin hemen altındaki "NOT" bölümünde, senin blog yazılarının kopyalandığı herhangi bir adres görürsek haber vermemizi istemişsin. Ben de sana haber vereyim dedim, senin yazının aynısını Blogcu Anne Elif yazmış. Kelimesi kelimesine aynı hem de. Link de vereyim bakarsın, http://blogcuanne.com/2009/09/12/8-hafta-icimde-minik-bir-kalp-atiyor/ valllahi çok ayıpladım.

Sevgiler,
Açalya


diye yazdım. Cevabını çok merak ediyordum. Cevabı günler sonra gelebildi doğal olarak. Ama onun öncesinde dün bir önceki yazıma yorum bırakmıştı ama daha taptaze açtığı blogspot adresinden, özür diliyor, kimseyi rahatsız etmeyeceğinin garantisini veriyordu yorumunda. Önce yayınladım. Sonra, "yok dedim, şaka olmalı bu, birisi blogspot adresi açıp adına da kaymaçina deyip dalga geçiyor olmalı" ve yorumu hemen sildim. Ertesi gün bir email aldım kaymaçina'dan. Bu sefer, ona yazdığım email adresinden geri dönmüştü.

Emailinde sadece;

Kötü bir niyetim yoktu.Rahatsızlık verdiğim herkesden özür dilerim.Gerçekten üzgünüm.hiç google dan yorum yapmadığımdan bugün açtım.
Yaptığım yanlıştı.Br daha bloglara girmeyeceğim.
Teşekkür ederim.


buyurmuş...

Ben de;

Benden ozur dileyecegine, tek tek tum caldigin cirptigin kisilerden ozur dile. Yaziklar olsun sana!!! bloglara girmek ne demek? bence tez elden sen internet denen seyi unut da tum dunya rahata ersin. Senin gibiler oldukca bana rahat yok. Benim gibiler oldukca da sana ve senin gibilere rahat yok. Seninle ayni dergide ismim geçtiği için utaniyorum! Hakaret gibi!
Tum insanlarin iyi niyetini istismar ettin sen. Ki `istismar etmek` `tecavuz etmek`le esdeger. Çocuklarının selameti için acil olarak bir uzmana görünüp tedavi olmanı salık veririm.
Bir daha da seni ortalıklarda görmeyeyim, otur kendi işini yap, hadi naş.


diye cevapladım. Hatta Elif ve Esra'ya sordum, size de gönderdi mi özür emaili diye, "yooo" dediler.

Tereddütteydim tüm gün. Yayınlasam sempati uyandırır mı acaba? eh muhtemelen sempati uyandıracağı kişiler çıkacaktır. Amenna!

Neyse, yayınlamaya karar verdim özür emailini.

Amma velakin, bir kişinin akıl ve el emeğini çalmak, ufacık bir çocuğa tecavüz etmekle eşdeğerdir benim gözümde.

Üzgünmüş! Çalar çırparken hiç mi düşünmedi sonuçlarını? Sonradan özür dilemek de ne demek? Çalarken üzülmedi demek ki, yakalanınca mı üzüldü? Ne demek bu yahu? Yakalanmasaydı, daha devam mı edecekti icraatlarına? Bu o demek benim gözümde.
Özürü kabahatinden büyük.

Özür emailinin samimiyetine inanmamak bir yana, başka yerlerde karşımıza başka kimliklerle çıkacağından eminim.

Blog dünyasının jandarmalığını şimdi hepinizin omuzlarına yüklüyorum, ayıklayın pirincin taşını.

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Açıklıyorum, artık burama geldi!

Millet galeyana geldi!

Herkes özelden, ordan burdan soruyor bu kim diye. Bilenler bilmeyenlere söylemeye başladı zaten.

Yalnız duyduğuma göre, bazı yerlerde iki adet takma ismi varmış. Biri KAYMAÇİNA (ki bu isimle bloglara yorum bırakıyor), diğer takma ismini henüz ben bilmiyorum. Bilenler varsa yorum kısmına yazsın hemen yazıya transfer edeyim.

Bazı yerlerde yazı da yazdığını (!?) gördüğüm bu şahıs, imza olarak Seda K. kullanıyor. Aynen K. olarak yani, tam soyadı değil. Soyadını da biliyorum da, şimdi başkasının adını kullanıyordur, o zavallıcığı da bok yoluna göndermeyelim buradan.

Neyse, görüldüğü yerde kurbanların uyarılması, yetkililerin haberdar edilmesini rica ediyorum hepinizden! Gözünün yaşına bakmayınız...

Blogunu bugün kapatmış (yada kapatılmış) olmasına rağmen www.kaymacina.wordpress.com adresi ile Google'ın "cache" özelliği ile kopyaladığı, çalıp çırtptığı tüm yazıları okumak mümkün.

Asayiş Berkemal

Salı, Ağustos 10, 2010

Asayiş Berkemal

Bana dokunmayan yılan bin yaşasın!

Hadi len ordan! yavşak! Sen nasıl başını yastığa rahatça koyacaksın, o yılan birilerine dokunurken! Senin gibiler olduğu için bu yılanlar çoğaldı.

Doğal eleme gibi...Bizim köyde doğa kanunları, doğal olarak bilinir, öğretilmeden..."bu sene filanca hayvan azaldı, filanca çoğaldı" iki şey birbirine bağlıdır, sebeb sonuç ilişkisi işte. Tilkiler azalır, yılanlar çoğalır. Gökte şahin vs. o sene pek uçmamıştır, hemen fareler çoğalır.

Neden mi böyle yazıyorum?

Haklarına sahip çıkmazsan, etrafında dönen pisliğe karşı üç maymunu oynarsan, gelir o pislikler bir gün seni bulur diye yazıyorum! Bunlar seni bulduğunda da ah vah etmeye hakkın olmaz!

Bu genel bir serzenişti. İsteyen üstüne alınır, isteyen doğrular. Attım ben topu, kim tutarsa!

Gelelim detaya;

Burada ve eski websitem acalya.com'da (Japonya'da ve Amerika'ya ilk geldiğim sıralarda yazıyordum orada, kapattım ama hala domain'ine sahibim) yaklaşık 5 senedir yazıyorum. Şimdi biri çıksa-ki herhalde vardır böyle biri-ta bilmem ne senesinde yazdığım bir yazıyı ya tam haliyle yada alıntılarla link mink vermeden kopyalasa, altına imza atsa, nereden duyacağım?

Tammo yetişti imdadıma;
"Yazdığın tüm yazıları txt file olarak bana ver, hemen bir software yazayım, otomatik ve periyodik olarak Google etsin, çıkan sonuçlara bakarsın"

Adamım benim yaaa!

Sanal hırsızlığın haddi hesabı yok.
Benim bildiğim biri var, yerimde duramıyorum, tüylerim diken diken, bildiğim biri, benim bloguma gelip yorumlar bırakıyor, nasıl rahatsızım şu an bilemezsiniz! Bu hırsız, yüzsüzce, 4 ayrı bloga (sadece benim bildiğim) giriyor, çalıyor ve çıkıyor.
Bu kişinin adı bende saklı, şimdilik.

Fevriyim ben, haksızlığa gelemiyorum, üstüne atlamam lazım, parçalamam lazım haksızlığı. Başkalarına yapılan pislikleri kendime yapılmış gibi algılıyorum. Hele blog dünyasındaki böyle bir pisliği hazmetmem mümkün değil. Aynısı benim başıma gelebilir çünkü. Başıma geldiğinde, "e başkalarına olurken sen nerdeydin, hem de haberin varken!" denmesin, kendime de demeyeyim...

Eğer yazacak hayal gücün, yazı becerin, zeka pırıltın ve yazacak kayda değer birşeyin yoksa oturup kıçının üstüne, daha iyi olduğun ne iş varsa onu yapacaksın. İyi yazanlara özenip, hevesin kursağında kalmasın diye kendine bir blog yapacaksan da, yazıların ortaokul birinci sınıf kompozisyon sınavından çıkmış gibi bile olsa KENDİN YAZACAKSIN. Yok öyle yağma! yok öyle hazıra konup bu blog dünyasında kendine yer edinmeye çalışıp insanları kandırmak, söğüşlemek!

İfşa edeceğim zamanı bekliyorum. Sen o zamana kadar blogundan bir yerlere ayrılma emi?! açık kapılardan süzülüp de insanların el emeklerini göz nurlarını çalma, gözümüz üstünde ona göre!

Asayiş Berkemal

Perşembe, Ağustos 05, 2010

"Adam gibi" adam olmak!

Bugün, Dante'nin "adam gibi" adam olacağının işaretlerini aldım. 20 sene sonrası gözümün önünde canlandı;

Efendim, Dante'yi, 22 aylıktan beri falan, Community Center denen nimetlerin, çocuklar için açtığı aktivite (ulan Hülya, aktivite kelimesini yazarken bile rahatsız oluyorum, aktivite karşıtı o yazından sonra nifak tohumu attın blog dünyasına allahsız!) derslerine götürüyorum. Müzikti, oyundu, el işiydi falan filan. Herneyse, gittiğimiz aktivitelerden birinin bugün son dersiydi. Dante'nin en sevdiği arkadaşlarından biri olan 3 buçuk yaşındaki A. ile, dersin ortalarında, konuyla ilgili yapılan "story time" sırasında halının üstünde yanyana oturuyorlardı. A.'nın yanında 4/5 yaşında bir oğlan ayağıyla A.'nın bacağına vurmaya başladı. Rahatsız olan A., çocuğun ayağını itti. Çocuk hala vurmaya devam edince huzursuzlanan A.'nın halini farkeden ve diğer oğlanın yaptıklarını gören Dante, sanki ikisinin de büyük abisiymiş gibi duruma müdahale etti. A.'nın üzerinden uzanıp oğlanın ayağını sertçe ittirdi. İşaret parmağını oğlana uzatıp "stop it" dedi. Ben gördüklerim ve duyduklarım karşısında ağzım açık bakakalmışken, bir de ne göreyim, Dante, kendilerinden büyük çocuğun onları pek de önemsemediğini görünce, A.'yı hafifçe arkasına almış, diğer çocuğa kolunu doğrultmuş, kaşlarını çatmış, dudaklar büzülmüş, alttan bir bakış fırlatmış, sanki elinde ışın silahı varmış gibi ( wall-e seyretti böyle oldu, kendini o cool görünüşlü "Eve" sanıyor, ben de wall-e`ymişim, ulan zaten oynarken hep en küçük ve eski arabayı bana verir, şimdi de bu!) ciyuuuv ciyuuuvvv diye çocuğu güya korkutuyor.

Ulan sen ne anlarsın silahlardan! silah oyuncağı almadığımız gibi, silahlı bilmem neli oyuncak raflarının yanından sen görmeyesin diye vınlayarak geçtik bu yaşına kadar...wall-e`ye kadar sana içinde şiddet olan, silah olan hiçbirşey seyrettirmedik. Bu "Eve" büyüledi Dante'yi...

Neyse efendim, o ana kadar müdahale etmedim, tabi baktım benimkinin ateşli Türk genleri mazallah sabırlı Alman genlerinin önüne geçiverir diye "şşşşt, yeter artık! öğretmeni dinleyin!" diye hıssssladım! Tabi devasa "Eve"yım ben onun gözünde, anında hizaya girdi.

Şimdi efendim, çocuğa elinde ışın silahı varmış gibi ciyuvvvvlaması şu aşamada zerre kadar umrumda değil. Bu yaşından sonra artık her oğlan çocuğunun geçtiği o genlerinde kodlanmış silah oyunları devresine belki de girmek üzeredir, normal bir süreç diye bakıyorum. Ha ne zaman tutar bir oyuncak ışın silahı türünde birşey alırım bilmiyorum, hazır değilim ama hazırlıklı olmalıyım.

FAKAT, bu tanık olduğum şey bana bambaşka bir şey gösterdi;

Dante, zayıf olanı koruyacak, haksızlığa gelemeyecek, dostunu kollayacak, uğrunda kendini öne atacak...
Genlerinde var!


İşte tam da benim 20 sene sonra görmek istediğim bir insan!
Çok mutluyum!